THE PLANT
PARADISE BELEK
Dünyanın en eski yerleşik uygarlıklarının doğuşuna şahitlik eden 9 bin yıllık Anadolu tarihi... Akdenizin kıyısında Anadolu'nun sadece birkaç bin yaşındaki, tarihi dokusunu kaybetmeyen “genç” şehri Antalya sizi bekliyor... Belek ve Antalya, tarihi zenginliğiyle sizi ağırlarken, geçmişe yolculuğunuzun her adımında, güneş, dalgaların üzerinden size gülümsüyor olacak...
  • BELEK 'İ KEŞFETMEK

  • ANTALYA -BİR AKDENİZ RÜYASI

  • ANTALYA MÜZESİ

  • KALEİÇİ -ŞEHRİN KALBİNDEBİR ESKİ DOST

  • HADRIAN (HADRIANUS) KAPISI

  • HIDIRLIK KULESİ

  • KESİK MİNARE CAMİİ

  • YİVLİ MİNARE KÜLLİYESİ

  • ZİNCİRKIRAN TÜRBESİ

  • NİGAR HATUN TÜRBESİ

  • İSKELE CAMİİ

  • DAMLATAŞ MAĞRASI

  • ZEYTİNTAŞI MAĞRASI

  • DİM MAĞARASI

  • ASPENDOS

  • SİDE

  • PERGE

  • SILLYON ANTİK KENTİ

  • KURŞUNLU ŞELALESİ

  • DÜDEN ŞELALESİ

  • KÖPRÜLÜ KANYON MİLLİ PARKI

  • SELGE

BELEK 'İ KEŞFETMEK
Önünüzde uzanan masmavi bir deniz ve onu çevreleyen yemyeşil ağaçlar düşünün… Tarihin, doğanın renkleriyle buluştuğu Belek, keşfedilmeyi bekleyen nadir turizm cennetlerinden biridir. Yeşilin her tonuyla, mavinin bütünleştiği Belek bu özellikleri ile sadece bir tatil mekanı değil aynı zamanda Akdeniz’in bütün özelliklerini içinde barındıran bir bölgedir.

Akdeniz sahillerinde, Antalya ilinin 30 kilometre doğusunda yer alan Belek’te, 17 kilometrelik sahil boyunca, çoğu geniş araziler içine kurulu 5 yıldızlı tesisler bulunuyor. Doğayla uyumlu şekilde mimari projeleri gerçekleştirilen bu tesislerde deniz, kum ve güneşin tadını doyasıya yaşayabilirsiniz. Bu tesislerde tatilinizi alternatif aktiviteler ile renklendirebilirsiniz. Türkiye’de golfün tek adresi olarak bilinen Belek, özel olarak hazırlanmış golf sahaları ile size golf tutkunu olmanız için çok sayıda olanak sunuyor. Antik kimliği ile tarih yolculuğu içinde bir uygarlıklar geçiti olan Belek, aynı zamanda Akdeniz Bölgesi’nin doğal yaşam karakteristiğini barındıran önemli bir köşedir. Botanik araştırmaları ile burada 574 adet bitki türünün bulunduğu, bunlardan 29’unun endemik (sadece Türkiye’de bulunan) bitki ve 1 adet bölgesel endemik (dünyada sadece Belek’te bulunan)bitki olan Serik Armudu (Pyrus serikensis) olduğu tespit edilmiştir. Yapılan araştırmalar Belek’te 38’den fazla memeli, 100’ün üzerinde kuş, 30’u aşan sürüngen ve 51’in üzerinde omurgasız canlı türü olduğunu gösteriyor. Belek’i doğal karakter açısından daha önemli kılan “Deniz Kaplumbağası Üreme Alanı” olmasıdır. Nesli tükenme tehlikesi yaşayan Caretta Caretta türü deniz kaplumbağaları burada ürüyor. Belek’i keşfetmeye, iki renk mavi ve yeşili yaşamaya ne dersiniz?

Belek Bitki Cenneti
Toprak ile bütünleşen, toprağı renkleriyle örten bitkiler... Avrupa’nın tamamında bitki türü 12.000 adet iken, ülkemizde 9000 adettir. Bu da ne kadar zengin bir bitki örtüsüne sahip olduğumuz gerçeğinin en önemli ispatlarındandır. Özellikle Antalya ve çevresi olarak adlandırabileceğimiz bölge tam olarak keşfedilememiş olarak bilinmektedir. Bitkiler doğadaki en etkili unsurlardandır. Çünkü bitkiler diğer canlılara pek çok hayati fonksiyonu sağlar ve bir ekosistemin genel dengesini düzenler. Endemik bitkiler dünyada sadece sınırlı bölgelerde doğal olarak yetişirler. Ekolojik ve fizyolojik davranışları yönünden çoğunlukla eşsizler. Bundan ötürü bir bölgedeki endemik bitkilere, bütün insanlığın biyolojik mirası oldukları için koruma adına en yüksek öncelikler verilmelidir. Akdeniz bölgesinde yetişen 600 “Endemik” (dünyada sadece belirli bir bölgede yetişen) bitki türünün, 500’ünün Antalya ve çevresinde yetiştiği, ayrıca yapılan botanik araştırmalarda, Belek’te 118’den fazla değerli bitki türünün bulunduğu ve 40’dan fazlasının Belek’e özgü olduğu tespit edilmiştir. 6 bitki türünün (Serik armudu gibi) ise dünyada sadece Antalya’da yetiştiği görülmüştür. BETUYAB’da yapılan araştırmalar sonucunda, çevre bilinci yüksek turistlerin sayısının giderek arttığını tespit etmiş ve “çevreye saygılı” bir turizm anlayışını hayata geçirmiştir. Uluslararası alanda da bu durum fark edilmiş, 1995-1996 yıllarında Dünya Bankası Hayatı Koruma Derneği ve ilgili kamu kurumlarının desteği ile Belek Kıyı Planı hazırlanmış, bu plan ile doğal ve kültürel çevrenin korunması, geliştirilmesi amaçlanmıştır. Bitki türlerinin yeşilinin hiç solmaması için BETUYAB, doğaya karşı saygılı bir duruş sergilerken, doğayı güzelleştirmeye de devam ediyor.

Belek Kuş Cenneti
Doğanın güzel sesli sakinleri Belek’te kanatlarını çırpıyor. Eğer doğal ortamlarında yaşayan kuşların sesleriyle güne uyanmak istiyorsanız Belek’te yaşayan 100’e yakın kuşla tanışmalısınız. Tatil anlayışının giderek değiştiği günümüzde, doğaya dönme ve doğanın parçası olma isteği giderek artmaktadır. Hızlı ve çarpık kentleşme, kirlilik, teknolojinin sonucunda insanoğlu tekrar doğaya dönme isteği duymaktadır. Tatil seçimlerinde de bu düşünceyle hareket edenler için eko turizm beklentileri tamamıyla karşılamaktadır. Belek, doğal özellikleri ve modern tesisleri ile eko turizmin en önemli yeridir. Karakteristik özellikleri, planlı yapılaşması ile de güzelliğini ve doğallığını korumaktadır. Canlı türlerinin yaşaması ve üremesi için elverişli doğal ortamı ile canlılara türlerin devamı için gerekli olan çevreyi sağlamaktadır. Yapılan araştırmalar sonucunda Belek’te 38’den fazla memeli ve 100’e yakın kuş türü olduğu saptanmıştır. Ornitoloji (kuş gözlemciliği) olarak adlandırılan ve göç eden kuşları izleme imkanı verebilen en iyi bölge olan Belek’te pek çok kuş türünün kışlayıp, üremesi gerçekleşmektedir. Belek Turizm Merkezi’nin sürdürdüğü araştırmalar ile bütün bu kuş türlerini inceleme ve sınıflandırma çalışmaları onların doğal yaşam koşulları doğrultusunda sürdürülmektedir. BETUYAB, doğal güzelliğinin ayrılmaz bir parçası olan kuşlar için Belek’i geliştirip, doğasına sahip çıkmaktadır.
ANTALYA – BİR AKDENİZ RÜYASI
Akdeniz’in güzel kenti Antalya… Akdeniz’in en temiz ve güzel kıyılarına sahip, palmiyeleri, portakal ağaçları ile çevrelenen caddeleri, antik kentleri, limanları, dantel gibi işlenmiş koyları ile adeta bir cenneti andırır. Senenin neredeyse her günü güneşi hissettiğiniz Antalya’da doğanın her tonu, mucizevi bir şekilde birbirine karışır.

Türkiye’nin en önemli turizm merkezlerinden biri olan Antalya’da deniz, kum, güneş ve tarihin birlikteliğini hissetmemeniz neredeyse imkansızdır. M.Ö. II. yüzyılda kurulan, Osmanlı hakimiyetinden önce Roma, Bizans ve Selçukluların egemenliğinde kalan Antalya, her zaman bir yerleşim bölgesi olarak tarihte yer almıştır. Nice uygarlığın vazgeçilmez şehri olan Antalya’nın, 27 km. kuzeybatısındaki Karain Mağarası’nda yapılan arkeolojik çalışmalar sonucunda bulunan Paleolitik, Mezolitik, Neolitik, Kaltolotik ve Bronz çağlarına ait kalıntılar, Akdeniz Medeniyeti’nin Antalya’daki izlerini gösterir. Hitit, Likya, Klikya ve Pamfilya gibi devletlerin uygarlıklarını bir zamanlar sürdürdükleri Side, Perge, Aspendos, Sagalassos, Sillyon, Selge, Attaia, Seleukria, Termessos kentlerinde görülür.
Bergama Kralı II. Attalos’un dünyanın bu en güzel yerinde bir yeryüzü cenneti kurmayı istemesi Antalya’yı bugüne taşıyan ilk adımdır. Attalos’un bu isteğiyle şehir onarılır. Attelia, Adalia, Adalya gibi adlar verilen şehre son olarak Antalya ismi verilir. Üç tarafı Toroslar ile çevrili, güneyi ise Akdeniz’in maviliğine teslim Antalya’nın mis kokulu caddelerinde yürüyüp, tarihsel kimliğine daha yakından bakmak, doğayı yaşamak, Antalya’nın baş döndüren havasını solumak için daha fazla beklemeyin.
ANTALYA MÜZESİ
Geçmişin Yeni Tarihi
Antalya Müzesi bugün 30.000 metre kareyi kaplayan bir alanda 14 sergi salonu ile heykel ve değişik eserlerin sergilendiği açık hava galerileri ve bahçeden oluşmaktadır. İnsanlık tarihine kesintisiz tanıklık etmiş Anadolu topraklarının en zengin geçmişe sahip köşelerinden biri olan Antalya Bölgesinin sınırları içerisinde yer alan üç antik kültür bölgesi Lykia, Pamphylia ve Pisidia'nın önemli bir bölümü Antalya Müzesi'nin sorumluluk alanını oluşturur.

Özellikle Perge'de bulunan Roma Dönemi heykeltıraşlık eserleriyle ve son yıllarda müze kurtarma kazılarından ortaya çıkan ilginç ve ünik buluntularıyla Antalya Müzesi dünyanın en önemli müzeleri arasında sayılabilmektedir. Müze 1988 yılında "Avrupa Konseyi Yılın Müzesi" ödülüne layık görülmüştür.
KALEİÇİ – ŞEHRİN KALBİNDE BİR ESKİ DOST
Antalya Kaleiçi, batıda deniz, kuzey ve doğuda ana caddeler ve bu caddelere paralel uzanan ve günümüzde de bir kısmı ayakta olan surlarla sınırlandırılmıştır. Bu belirgin sınır eşikleriyle Kaleiçi, kent merkezindeki katlı yapılaşmadan korunabilmiş, geleneksel doku, günümüze kadar korunarak özgün yaşayabilmiştir.
HADRIAN (HADRIANUS) KAPISI
Geçmiş ve Geleceğin Arasında
Antalya'daki tarihi yapılardan en iyi korunmuşlarından birisidir. Bir Roma eseri olan yapı, İ.S.130 yılında Roma İmparatoru Hadrian adına yapılmıştır. Zamanla şehir surları kapının dış kısmını kapatmış ve kapı uzun yıllar kullanılmamıştır. Eserin günümüze değin yıkılmadan gelebilmesinin bir nedeni belki de budur. Sur kalıntılarının yıkılması ile kapı ortaya çıkarılmıştır. Pamfilya'nın en güzel kapısı olarak kabul edilmektedir. Üst kısımları kubbe şeklinde üç açıklık vardır. Sütunları hariç tamamen beyaz mermerden yapılmıştır. Oyma ve kabartma süslemeleri çok güzeldir. Kapının orijinali iki katlıdır.

Kapının önünde durup birkaç saniyelik bir değerlendirme yapınız. Bir yanda modern Antalya'nın çift sıra palmiyelerle ikiye ayrılmış Atatürk Caddesi. Kapının arkasında ise eski Antalya, geçmişle günümüz arasında Pamfilya'nın en güzel kapısı. Bu kapının iki yanında ise iki ayrı çağ ve medeniyetin eseri kuleler. Çağlar ve medeniyetlerin uyum içinde birbiri ile kaynaşması. Bu durum Antalya'nın pek çok yerinde görülebilen ilginç bir özelliktir.
HIDIRLIK KULESİ
2. yy'lı Aydınlatan Deniz Feneri
Kara surlarının en güneydeki başlangıç noktasında bulunan alt kısmı kare, üst kısmı silindir şeklinde olan bir kuledir. Antik çağdan kalma bir yapı olup, içinde kare şeklinde büyük bir kütle vardır. Kulenin yapısı son derece sağlamdır. İçyapısının özelliği nedeni ile savunma amacıyla kullanılan ya da işaret ateşi yakılan bir yer olduğu sanılmaktadır.
KESİK MİNARE CAMİİ
Yapı elemanları incelendiğinde camiinin geçmişinin İ.S. II. yüzyıla kadar uzandığı görülür. Bulgular yapının, İ.S. V. yüzyılda mevcut antik bir tapınak üzerine Bazilika olarak yapıldığını göstermektedir. II. Beyazid'in oğlu Sultan Korkud tarafından cami'ye çevrilmiş ve yapıya bir minare eklenmiştir. Minare'nin ağaç kısmı XIX. yüzyılda çıkan bir yangında yanmış ve o zamandan beri Kesik Minare adı yerleşmiştir. Halen harap bir durumda olan eser kullanılmamaktadır. Fakat ziyaretçilere aynı yapı içinde Antik Bizans ve Selçuklu yapı unsurlarını sunma yönünde eşine ender rastlanır bir kalıntı olarak hizmet vermeye devam etmektedir.
YİVLİ MİNARE KÜLLİYESİ
Bizans 'tan Selçuklu 'ya
Kalekapısı semtinde bulunan ve çok sayıda Selçuklu yapıtından oluşan eserler topluluğudur. Külliye'de bulunan yapılar şunlardır: Yivli Minare, Yivli Camii, Gıyaseddin Keyhüsrev Medresesi, Selçuklu Medresesi, Mevlevihane, Zincirkıran Türbesi ve Nigar Hatun Türbesi. Yivli Minare Antalya'daki ilk islam yapılarındandır. XIII. yüzyıla ait bir Selçuklu eseridir. Kaidesi kesme taştandır. Gövde kısmı tuğla ve firuze renkli çinilerden yapılmıştır. 8 yivlidir. Minare günümüzde Antalya kentinin sembolü durumuna gelmiştir. Yüksekliği 38 m. olup 90 basamaklı bir merdiven ile çıkılmaktadır. Yivli Minare Camii, Yivli Minare'nin hemen batısındadır. Anadolu çok kubbeli camii türünün en eski örneğidir. Yarım küre şeklinde 6 adet kubbe ile örtülüdür. 1372 yılında Balaban Tavşi'ye yaptırılmıştır. Yapısında diğer elemanların yanı sıra antik kalıntılardan yararlanıldığı da görülmektedir. Gıyaseddin Keyhüsrev Medresesi, Atabey Armağan tarafından 1239 tarihinde, Gıyaseddin Keyhüsrev adına yaptırılmıştır. Bu eserin kapısının karşısında bir XIII. yüzyıl yapıtı olduğu sanılan Selçuklu Medresesi kalıntıları vardır.
ZİNCİRKIRAN TÜRBESİ
Yivli Minare'nin kuzeyinde ve üst bahçededir. Şekil olarak Selçuklu tarzındadır. Fakat dış yüzeyinin sade olması, pencerelerinin bulunması, içindeki mezarlığın aşağı seviyede olması özellikleri ile Osmanlı Türbeleri karakterini taşır. 1377 yılında yaptırılmış olup 3 adet mezarı korumaktadır.
NİGAR HATUN TÜRBESİ
Yivli Camii'nin kuzeyindedir. Altıgen bir plan üzerine yapılan Türbe'nin sade bir görünümü vardır. Selçuklu tarzında olan Türbe 1502 yılından kalmadır. Zincirkıran Türbesi'nin batısında bulunan yapı Mevlevihane olup Alâeddin Keykubat tarafından 1225 yılında yaptırıldığı sanılmaktadır. Kitabesi kaybolmuştur. Onarım görmüştür. Günümüzde güzel sanatlar galerisi olarak kullanılmaktadır.
İSKELE CAMİİ
Yat Limanı'nda bulunan küçük ve şirin bir camiidir. Ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Kale içi restorasyon çalışmaları sırasında yeniden düzenlenmiştir.
ASPENDOS
Xenon 'un Sırrı...
Side’ye 38 km mesafede II. yüzyılda inşa edilen Aspendos Tiyatrosu 17.000 kişilik olup, günümüzde ayakta kalmış ve en iyi korunmuş anfi tiyatrodur. Yörede yaşayan Xenon adlı bir gencin yarattığı mükemmel akustiğin sırrı hala çözülememiştir. 13. yüzyılda Selçuklular yapıyı kervansaray olarak kullanmış ve tipik Selçuklu mimarisi tarzında bir kemerle yapının kuzey tarafını sağlamlaştırmışlardır. Antalya-Alanya karayolunda Serik’i geçtikten sonra kuzeye dönülerek 4 km.’lik Aspendos yoluna girilir. Tiyatronun geçmişi I.Ö. V. yüzyıla kadar uzanır. I.S.II.yüzyılda yapılan Aspendos Tiyatrosu, Selçuklular devrinde kervansaray olarak kullanılmış ve zaman zaman onarılmıştır. Sahnesi ile birlikte günümüze dek en iyi şekilde korunabilmiş nadir tiyatrolardandır. Günümüzde çeşitli konser, şenlik, festival ve yağlı güreşlerde kullanılmaktadır. Aspendos’ta diğer yapıların yanı sıra Agora, Bazilika, Nymphaeum ve 15 km. uzunluğunda kemerli su yolları görülmeye değer yapılardır.
SİDE
Antalya-Manavgat karayolunda, Manavgat’a 2 km. kala güneye dönülerek Side’ye ulaşılır. Side’nin kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Side adı Anadolu dilinde “Nar” anlamına gelmektedir. Bu özellik ve bölgede bulunan bazı yazıtlardan elde edilen bilgiler, Side tarihinin Hititler’e kadar uzandığını göstermektedir. Kent bir yarımada üzerine kurulmuştur. Kara ve deniz surları ile korunan Side, Helen ve Roma devirlerini yaşamıştır. Surları ve giriş kapısı dikkati en önce çeken yapılarıdır. Side’nin en önemli yapısı 15.000 izleyici alabilen tiyatrosudur. Roma eseri olan tiyatronun bölgedeki diğer antik tiyatrolardan farkı, oturma yerlerinin eğimli bir arazi üzerine kurulmamış olmasıdır. Tiyatro iki katlı ve 20 m. yükseklikte kemerli bir yapı üzerine oturtulmuştur. Orkestra ve sahne kısımları yıkıntı halindedir. Tiyatronun altında yağmur sularının aktığı kanallar vardır. Sütunlu Yol, Zafer Takı, Liman, Hamamlar, Tapınaklar, Çeşmeler, Su Sarnıçları, Su Yolları ve Agora gibi yapılarıyla gezilip görülmeye değer bir yerdir Side.
PERGE
Antalya’nın 18 km. doğusunda Düden ve Aksu akarsuları arasında kurulmuştur. Antalya’dan Alanya yönüne giden yolda Aksu’dan kuzeye dönülür ve 2 km. sonra Perge’ye ulaşılır. Deniz kıyısında bulunmadığı için korsanların baskı ve yağmalarından uzak kalmıştır. Bu nedenle gelişme sürecinde duraklamalar görülmez. Kuruluşu İ.Ö. 1200 yılındadır. İ.S. 334 yılında Side gibi Perge de Büyük İskender ile antlaşma yapmıştır. Böylece kent savaşmamış, yakılıp yıkılmamıştır. Helen, Roma ve Bizans dönemini yaşamıştır. 15000 kişilik tiyatrosu İ.S II. yüzyılda yapılmıştır. Tiyatronun hemen yakınındaki stadyum 12000 izleyici alır. Ege bölgesinde Aphrodisias’taki hariç tutulacak olursa en iyi korunmuş stadyumdur. Stadyumun oturma yerlerinin altında dışa açılan ve dükkan olarak kullanıldığı sanılan 30 adet oda vardır. Son yıllarda yapılan kazılarda çok sayıda heykel ve sanat eseri bulunmuştur. Kapıları, Agorası, Nymphaeumu, sütunlu caddeleri, mezarlığı, Bazilikası ve Akropolu Perge’nin görülmeye değer yerlerinden bazılarıdır.
SILLYON ANTİK KENTİ
Antalya Serik ilçesindeki Koçhisar Tepesi`nde yer alan kalıntılardan oluşan antik kentin tarihi hakkında çok fazla şey bilinmemekle beraber Helenistik, Yunan, Roma ve Bizans dönemlerini yaşadığı kalıntılarından anlaşılmaktadır. Antalya - Alanya yolunun 33. km’sinin yakınlarında bulunan Sillyon, Pamfilya bölgesinin önemli kentlerinden biridir. Antik kaynaklarda Sillyon’un adına M.Ö. IV. yüzyılda, Büyük İskender’in bölgeden geçişiyle rastlanmaktadır.

Geniş bir plato üzerine kurulu bu antik kentin Büyük İskender tarafından başarısız bir saldırı gördüğü de bilinmektedir.
Kentte Helenistik, Roma, Bizans ve Selçuklu dönemlerine ilişkin kalıntılar göze çarpmaktadır. Helenistik döneme ait aşağı kapı, stadyum ve saray, gözetleme kulesi ve surlar kente çıkışta göze ilk çarpan kalıntılardır. Şehrin güneybatı yönünde göze çarpan üç yapı kalıntısından büyük olanı Bizans’a, diğeri ise Helenistik döneme aittir. Helenistik yapının yanında M.Ö. III.yüzyıla ait olduğu sanılan ve Pamfilya dilinde kaleme alınmış bir kitabe bulunmaktadır. Bu yapıların önünden geçip, devam edildiğinde de tiyatro ve odeonla karşılaşılmaktadır. Sillyon’daki eserler arasında bir de Selçuklu Camii’ne rastlanmaktadır

Antik kentin kapısı da hala ayaktadır. Antik şehrin günümüzde ayakta duran binaları arasında büyük bir kule de bulunmaktadır. Kentin stadyumu ise ne yazık ki çok harap olmuştur ve belli belirsiz bir yapıya dönüşmüştür. Ayrıca tiyatrosu da bulunan kentin tiyatrosunun ortasında şiddetli bir depremin meydana getirdiği büyük bir yarık da gözle görülebilir.
KURŞUNLU ŞELALESİ
Antalya merkez ilçesi sınırlarında yer alan Kurşunlu Şelale'sine Antalya Isparta yolunun 24. Kilometresinden içeri 7 km lik bir yolculukla ulaşılıyor. 2 km lik bir kanyonun içerisinde yer alan Kurşunlu Şelalesi 1986 yılında park haline getirilerek ziyarete açılmıştır. Kurşunlu Şelalesi Manavgat ve Düden Şelaleleri’nden daha az turist çeken bir yer olması nedeniyle çok daha sakindir ve bir doğa harikasıdır. Doğal yaşamın izini süren Kurşunlu Şelalesi, bölgenin 100’den fazla kuş çeşidini de içinde barındırmasıyla tam bir cennet olarak bilinmektedir. Özellikle şelalenin arkasında yer alan gizli mağara, ziyaretçilerin en çok ilgi gösterdiği yerlerden biridir.
DÜDEN ŞELALESİ
Doğanın Sesi
Düden Şelalesi Antalya'ya 10 km mesafededir. Kaynağı Kepez Hidroelektrik santralidir ve Düdenbaşı bölgesinde yüzeye çıkar. Akdeniz'e ulaşma çabasındaki akarsulardan sadece bir tanesidir.
Burada bulunan akarsuların en güzelleri; Kurşunlu Şelalesi, Manavgat ilçesinin kuzeyinde yer alan Manavgat Şelalesi ve Düden Şelalesidir.

Bir sular şehridir Antalya. Tatil tercihini Antalya'dan yana kullanan herkes fazlasıyla yer keşfetmiştir bu şehirde. İlçeleri ayrı bir dünyaya açılan birer kapıdır adeta. Her birinde farklı güzellikler saklıdır. Düden Şelalesi bu doğal güzelliğe sahip bölgelerden sadece bir tanesidir.
KÖPRÜLÜ KANYON
MİLLİ PARKI
Manavgat ilçesinin 63 km kuzeybatısında Antalya'nın 85 km kuzeydoğusundadır. Gür sedir ormanları ile kaplı Köprülü Kanyon Milli Parkı çok çeşitli doğal bitki örtüsüne sahiptir ve parkta neredeyse anıt ağaç olabilecek nitelikte ağaçlar bulunmaktadır. Gerek jeolojik yapısı, gerekse üzerinde taşıdığı vejetasyon örtüsü; yaban hayatı için çok zengin yaşama olanağı sağlamaktadır. Dar kanyonlar arasından coşkun bir şekilde akan ve dar sınırlardan çıkınca genişlemiş bir tabanda sakinleşen bu ırmağın değişken karakteri, çeşitli su sporlarına imkan sağlamaktadır. Kanyon 14 km. uzunluğunda, 100 m. derinliğinde bir vadidir. Milli Park’ın içerisinde ayrıca yer yer paralel giden stabilize köy ve orman yollarında trekking ve Jeep safari turları düzenlenmektedir. Selge Antik Kenti, Selge yolu ve diğer patika yollar, kale, gözetleme kulesi, su kemerleri ve köprüler (Oluk ve Büğrüm Köprüleri) beldenin arkeolojik kaynak değerini oluşturmaktadır.
SELGE
Torosların güney yamacında, Köprüçay yakınlarında denizden 950 m. yükseklikte kurulmuş olan Selge, antik bir Pisidya Dağ kentidir. Selge’ye giden yol, doğa güzelliği yönünden çok zengin olan Köprülü Kanyon içinden geçmektedir. Selge’nin Kalches tarafından kurulduğu, Pisidya’ya bağlı olan kentin sonraları Pamfilya sınırları içine alındığı bilinmektedir. Kent sırasıyla Lidya, Pers, İskender ve Roma yönetimlerinde kalmıştır. Kuzeydeki 5 kapılı ve 45 basamaklı tiyatrosu önemli ve en iyi korunmuş olan anıtıdır. Kayalığa oyulmuş tiyatronun güneyinde stadium ile gymnasium, batısında tavanı kartal motifleriyle süslü Ion tipindeki tapınak göze çarpmakta, stadiumun güneyinde çeşme ve agora bulunmaktadır. Kentin güneybatısında uzanan surların kuzeyinde Artemis ve Zeus tapınakları yan yanadır. Bu tapınakların batısında su sarnıçları, kuzeyinde ise lahitleri ve süslü mezar anıtları ile nekropol yer almaktadır.
ZEYTİNTAŞI MAĞRASI
Doğanın Sürprizi
Taşocağı işletmesi için yeni açılan bir galeri ile tesadüfen bulunan Zeytintaşı küçük fakat bozulmamış zengin damlataşları ile kaplı ilginç bir mağaradır. Mağara girişinin hemen kapatılarak koruma altına alınması ( l. derece SİT alanı) içindeki damlataşların tahrip olmasını önlemiştir.
Mağaranın içi, görünümleri son derece güzel her türden damlataş oluşumları ile kaplıdır. Özellikle mağaranın her kesiminde gelişen ve boyları yer yer 0.5 m’yi bulan makarna sarkıtlar Zeytintaşı Mağarası'nın karakteristik şeklidir. Gelişimleri hâlâ devam eden bu yavru sarkıtlara, ülkemizde her mağarada rastlamak mümkün değildir. Ayrıca büyük sütunlar arasında yer alan gölcükler mağaranın görünümünü daha da ilginç şekle dönüştürmektedir. Bu özellikleri, Zeytintaşı Mağarası'nın turizm amacıyla kullanımı için son derece uygun ortam hazırlamıştır. Ayrıca bulunduğu doğal çevrenin vahşi güzelliği, ulaşımının kolay oluşu, Antalya-Alanya karayolu ve Aspendos'a yakınlığı, mağaranın turizm değerini daha da arttırmıştır. Mağara turizme açıktır.
DAMLATAŞ MAĞRASI
22 Bin Yılda Yaratılan Şahaser
Mağara, Alanya’nın içinde ve deniz kıyısında bulunmaktadır. Merkeze 3 km. uzaklıktadır. Toplam uzunluğu 30 m. olan mağara; kuru ve yatay mağara tipindedir. 200 m’lik bir alanı kaplamaktadır. Çok sayıda sarkıt ve dikitin eşsiz bir görüntü verdiği mağara, 15 m. yüksekliktedir. Karbondioksit gazı, yüksek ölçüde nem, düşük ısı ve radyoaktif havasıyla astım hastaları için son derece yararlıdır. Bu nedenle astım hastaları mağaranın en yoğun ziyaretçi gruplarını oluştururlar. Mağaradaki sarkıt ve dikitlerin MÖ. 20.000-15.000 yılları arasında meydana geldiği sanılmaktadır. Mağara turizme açıktır.
DİM MAĞARASI
Doğanın Kalbindeki Gölgesi
Alanya merkezinin 12 km. doğusunda bulunan Cebereis Dağı’nın yamacındadır. Dim Mağarası, Türkiye'nin en güzel mağaralarından biridir. Alanya'ya yakın olması ve çevrenin piknik yerleri ve ormanlarla kaplı olması nedeniyle ziyarete uygundur. Tarih öncesi ve tarihi devirlerde insanlar tarafından barınak olarak kullanılmasından dolayı çevre halkı tarafından "Gâvurini Mağarası" olarak adlandırılmıştır.
Dim Mağarası kuzey-güney doğrultuda uzanan kireçtaşlarının erimesi sonucu meydana gelmiştir. Dim Çayı’nın Vadisi’ni iyice derinleştirmesi sonucu su seviyesi de derinlere indiğinden mağara kurumuştur. Hidrolojik aktivitenin kaybolmasından sonraki dönemlerde tavan ve duvarlardan kaya bloklarının düşmesi sonucu hacim genişlemesi devam etmiştir. Bu gelişme sırasında duvarlardan ve tavandan sızan sular sarkıt, dikit, sütun ve duvarları örten bayrak ve perde kireçtaşlarının oluşmasına neden olmuştur. Mağaranın orta ve son kesimlerinde tavandan düşmüş kaya blokları tabanı kaplar. Mağaranın girişten itibaren 40. m’sinde ikinci bir girişi vardır. Mağara turizme açıktır.
^